Nis
16
Gönderen: admin, Makale, Nisan-16-2026

Gazze’de aylardır devam eden soykırım, yalnızca bir coğrafyayı değil, dünya siyasetinin dengelerini de kökten sarstı. İsrail’in saldırgan ve yayılmacı tavrı, artık bölgesel bir çatışma olmaktan çıkarak küresel bir krize dönüştü. Gazze’de, Lübnan’da ve son olarak İran’da yaşananlar sadece devletleri değil; toplumları, sivil yapıları ve siyasi hareketleri de doğrudan etkileyerek meselenin geniş ölçekte bir vicdan ve meşruiyet krizine dönüşmesine yol açtı.

Güney Afrika’nın İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’na taşıması, bu sürecin yalnızca siyasi değil, hukuki ve ahlaki bir boyuta ulaştığını göstermişti. Kamuoyuna verilmiş mesaj açıktı:“Uluslararası hukuk, güçlülerin değil, haklıların yanında olmalıdır.”

Yaşanan kırılmanın en dikkat çekici yansıması sandıklarda görüldü. Gazze’de yaşananlara kayıtsız kalan ya da örtük destek veren siyasetçiler, seçmen nezdinde ciddi bir meşruiyet kaybı yaşamaya başladı. Buna karşılık Filistin meselesinde daha net ve eleştirel bir duruş sergileyen liderlerin siyasi olarak güç kazandığı ortaya çıktı. Elbette hiçbir seçim sonucu tek bir nedene indirgenemez; ancak iki yılı aşkın süredir bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan bu vahşetin seçmen davranışını etkilemediğini söylemek de mümkün değildir.

Öncelikle Avrupa’da bu değişimin izlerini açık biçimde gördük. Hollanda seçimlerinde İsrail’e yakın ve İslam karşıtı söylemlerle öne çıkan siyasi aktörler gerilerken, Filistin meselesinde daha açık ve vicdani bir tutum sergileyen isimler öne çıktı. Benzer şekilde Belçika’da da Filistin konusunda net bir duruş sergileyen siyasi hareketler oylarını artırdı.Belçika İşçi Partisi ateşkes ve yaptırım çağrılarını açıkça dile getirerek seçmen nezdinde karşılık buldu.

Birleşik Krallık’ta George Galloway’in Gazze merkezli kampanyayla parlamentoya girmesi, seçmenin bu meseleye duyarlılığını açıkça ortaya koydu. İngiltere’de farklı bölgelerde yürütülen benzer kampanyaların başarı elde etmesi de bu eğilimin tesadüf olmadığını gösterdi.

ABD’de ise tepki doğrudan sandık davranışına yansıdı. Ön seçimlerde binlerce seçmen, Biden yönetiminin Gazze politikasını protesto etmek için “kararsız” oy kullandı. Özellikle Michigan’daki yüksek katılım, Filistin meselesinin Amerikan iç siyasetinde ciddi bir baskı unsuru haline geldiğini ortaya koydu.

New York’ta Zohran Mamdani’nin elde ettiği seçim başarısı da bu dönüşümün önemli göstergelerinden biriydi… Mamdani’nin yükselişi, özellikle gençler ve şehirli kesimler arasında oluşan vicdani duyarlılığın siyasete doğrudan yansıdığını gösterdi.

İspanya’da koalisyon hükümetini yöneten Sanchez de, 7 Ekim sonrası İsrail’e karşı en netdiplomatik duruşu sergileyen Batılı liderlerden biri olarak ön plana çıktı. Bu duruşuyla da iç siyasetteki desteğini arttırmayı başardı.

Daha önce Türkiye’de de benzer bir tartışma yaşanmıştı. 31 Mart yerel seçimlerinde AK Parti’nin yaşadığı oy kaybı açıklanırken, Gazze sürecine ilişkin politikalar da maddeler arasındaydı. İsrail ile ticaretin kesilip kesilemediği belirsizliği, bir kısım oyların başta Yeniden Refah olmak üzere farklı siyasi tercihlere yönelmesini sağlamıştı.

Son olarak Macaristan’da yaşanan seçimler de yalnızca bir iktidar değişimi değil; aynı zamanda küresel siyasette yeni bir kırılmanın işareti olarak okundu. Viktor Orban, uzun yıllar süren yönetiminde dış politikadaki tercihleri nedeniyle ciddi bir toplumsal tepkiyle karşı karşıya kalmış, İsrail’e yakın duruşu ve ABD ile kurduğu ilişki biçimiyle seçmen nezdinde sorgulanmaya başlanmıştı. Ve bu durum sandık sonuçlarına doğrudan yansıdı. Orban 16 yıllık iktidarını kaybetti.

Tüm bu gelişmeler, Gazze’de yaşananların yalnızca bir savaş değil, küresel bir vicdan sınavı olduğunu bizlere gösteriyor. İsrail’in politikalarına açık ya da örtülü destek veren aktörler giderek yalnızlaşırken, daha dengeli ve insani bir duruş sergileyenler ise güç kazanıyor.

Artık seçmen davranışı yalnızca ekonomiyle değil, değerlerle de şekillenmekte… Filistin meselesi ise bu dönüşümün merkezinde duruyor. Siyasetçilerin bu konudaki tutumu da, doğrudan siyasi geleceklerini belirleyen güçlü bir faktör haline gelmiştir.


Comments are closed.