Ağu
26
Gönderen: admin, Seyahat - İzlenim, Ağustos-26-2012

Müslüman Suriye halkıyla dayanışma örnekliği gösterebilmek adına “Kardeşlik Ve Dayanışma Platformu” çatısı altında bir araya gelen İslami kuruluşlar Ramazan ayı boyunca topladıkları yardımları bölgeye ulaştırdı.

Platformu temsilen sınır bölgesine geçen Ankara İLKAV’dan Erdal Ardıç, Talip Bağrıaçık, Şahin Sertkaya ve Hamza Sertkaya yardım malzemelerinin Suriye tarafına aktarılmasının koordinasyonunu sağladılar. Biz de İstanbul’dan platformu temsilen kafileye katılarak yardımların dağıtımını gözlemlemek ve bölgede incelemelerde bulunmak için sınırın Suriye tarafına geçiş yaptık.

5 Tır dolusu gıda ve ihtiyaç malzemeleri ile birlikte bölge Müslümanlarına nakdi yardımda da bulunan platform temsilcileri, yardım tırlarının üç tanesini Reyhanlı’dan Halep‘e, iki tanesini ise Yayladağ sınır kapısından Lazkiye civarında direnen Müslüman kardeşlerimize ulaştırılmak üzere teslim etti. Yardım kampanyasının çağrısında, direnen gruplar ve onların aileleri, şehid olanların aileleri, gaziler ve ailelerini önceleyeceklerini duyuran “Kardeşlik Ve Dayanışma Platformu” bu çağrıya uygun olarak yardımlarını Suriye içerisindeki direnen ve bu yolda şehid ve gazi olan kardeşlerinin ailelerine ulaştırdı.

Haleb’e bağlı bölgelerde direnen gruplara ziyaretler gerçekleştirdiğimizde her açıdan imkânsızlıklar içerisinde boğuşan bir halk görülmekte…  Gıda yetersizliğinin gittikçe yayıldığı bölgede çok yakında kıtlık sorununun baş gösterebileceğini söyleyebilmek zor değil… İftarlarını bahçelerden topladıkları meyvelerle açan topluluklar bulunmakta… Bombalamaların etkisi ile ekmek üretimi sınırlı sayıda ve özel yerlerde gerçekleşiyor. Un yetersizliğinden bu üretim bile düzenli olarak sağlanamıyor.

Bölge ile ilgili diğer izlenimlerimiz:

Suriye’de imkânsızlıklar içerisinde çırpınan bir halk bizleri karşıladı. İftar sofralarının dizaynından ziyade mahallesinin bugünde yoğun top atışından isabet almadan kurtulup kurtulamayacağının hesabını yapan ailelerle dolu Halep…

Hastane, okul, camiler ve evlerin hedef alındığı Haleb ve çevresinde bombalamalar özellikle iftar saatinde başlayarak kesintisiz devam ediyor. Karartma altında iftarlar açılıyor, namazlar kılınıyor.

Bölgenin tamamına yakınını direnen halkın kontrolünde… Ancak mühimmat sorunu had safhada… Operasyona giderken bir silahla üç kişi yola çıkıyor, ola ki biri vurularak şehid olur veya yaralanırsa silahı diğer ikincisi alsın… Mermi sandıkları her operasyonda boşalıyor. Dışarıdan silah yardımı olmadığı için içeriden alım yapmaya çalışan direnen gruplar normalin 2-3 katı fiyatlarla ancak bunu gerçekleştirebiliyor.

Şehidlerin tamamına yakını keskin nişancılar tarafından göğüs ve kafalarından vuruluyor. Eğer çelik yelek ve miğferleri olsaydı bu sayının yarı yarıya azalabileceğini tahmin etmek bizleri hazırlamamız gereken yardımların içeriği hakkında düşünmeye sevk ediyor.

Suriyeli direniş grupları kendi mahkemelerini ve polis teşkilatlarını kurmaya çalışıyor. Savaş döneminin kargaşasından olası faydalanmaya çalışanlara fırsat vermek istemiyorlar.

Esirlere yaklaşım çok etkileyici… Onlara İslam’ı tebliğ ediyorlar, yakın bulunanlar, pişmanlık duyanlar direnenlerin safında mücadeleye katılıyor…

Savaşın olduğu yerde tabii ki tıbbi imkânlarda oldukça önem arz ediyor. İşte Haleb bu imkânlardan da yoksun… Yaralanan bir mücahit ambulansla sınıra götürülene kadar yolda hayatını kaybediyor. Çünkü içeride donanımlı ambulans yok. Bir minibüs içine yatak konulmuş, birkaç sargı bezi ve birkaç ilaç… Haleb’in ambulansı bu kadar… Hastane ise anlatılamaz. Çünkü anlatılacak bir şey yok. Eski resmi bir binanın odasını ameliyathane yapan direnişçiler, derme çatma malzemelerle doktorun eline teslim ediliyor. Basit bir kan durdurucunun olmadığı, kullanım süresi bitmiş ilaçların rafları doldurduğunu gördüğünüzde bu odadan yaralıların ne kadar şifa bulup da çıkabileceğini kestirebilmek hiç de zor olmamakta.

Antakya’ya getirilen yaralılar bazen kamyonet kasalarında hastaneye taşınıyor. Doktor sayısının ve hastane kapasitesinin yetersizliği insanların gözleri önünde ölümleri arttırıyor.

Buna rağmen moraller oldukça iyi… ‘Şimdi özgürüz ve gerekirse özgür öleceğiz ama ne olursa olsun bir daha Esed idaresi altında bir hayatı kabul etmeyeceğiz’ diyorlar. 50 yıllık Baas korku devletinin uygulamalarına birebir muhatap olamayanlar halkın bu sevincini-kararlılığını- anlamakta zorluk çekebilir. Dünün hayvancısı, marangozu, öğretmeni, imamı bugünün direnişçisi Suriye’de; ve bu onurlu insanlar kendilerinin anlaşılmasını istiyorlar. Bir insanın en doğal isteği olan düşünme, üretme, örgütlenme, fikrini ifade etme, inandığı gibi yaşayabilme hakkının ne kadar değerli olduğunu görebilmemizi istiyorlar. Bunu zaten görenlerin “ama”’larından vazgeçmelerini de bu isteğe biz ekleyelim…


Comments are closed.